ÜÇ GÜN, ÜÇ AYRI DÜNYA

20-22 KASIM 2015 HORONEVİ SELANIK-KOZANİ-GREVENA GEZİSİ

20 Kasım: Yaş ortalaması 75…

Tarih, 20 Kasım 2015 Cuma, akşam 18:00 gibi Horoevi ile birlikte Selanik’te Pontini köyündeyiz. En son ne zaman bu kadar çok yaşlı insanla biraraya geldiğimi hatırlamıyorum ama en ilginç olanı bu kadar çok yaşlı insanla “birlikte eğlenebilmek” için bir araya gelmiş olmamızdı, ortak eğlence tabii ki horon. Onlar Karadeniz’den göçmüş insanlar ve Türkçe konuşmak onlara zevk veriyor. Türkçe konuştukları insanlarla horon oynayabilmek sanırım onların çok keyifli bir gece geçirmelerini sağladı. Bu yaştaki insanların çok hoş bir akşam geçirmelerine katkıda bulunmak, onlarla horon oynamak, bizler için de benzersiz zevklerden biri oldu. Önce demir sobanın başında bekleşiyorlardı. Biz geldikten sonra kurulan olağanüstü sofra, zurnasını kapıp gelen amca, tekerlekli sandalyeden kalkıp sağlam tek bacağının üzerinde horona katılan amca, hepsi ayrı bir hikaye. Sofranın hikayesi ise verilen emekte yatıyor, ev yapımı turşular, pastırmalar, tatlılar… Amcaların, teyzelerin hikayesini yazmak için ise çalışmamız gerek. Bir sonraki sefere sözlü tarih için oralara gitmek farz oldu.

Çoğunluğu Sinop göçmeni olan köy 750 kişiden 150 kişiye inmiş. Aynı Türkiye’deki köyler gibi, gençler okumak ve iş bulmak için şehirlere gitmişler. Ama buna rağmen geceye kemençeci ve davulcu olarak iki genç kızın gelmesi de hoş bir tezat ve bir kadın olarak beni heyecanlandıran bir şeydi. Bir diğer tezat ise bu kadar az ve yaşlı insanın oturduğu köydeki tek meydanda üç tane kahve olması ve kadınlı erkekli burada vakit geçiriyor olmaları. Hem de fosur fosur sigara içerek.

12291209_10153798622548217_5104133812937763109_o

Selanik’ten köye birlikte gittiğimiz Yorgo ve iki oğlunun ailesi de, yanlış hatırlamıyorsam Batı Karadeniz’den göçmüşler. Genelikle daha önce yazın gittiğimiz köylerde gençlerin mutlaka horon öğrendiklerini söylemişlerdi. Yorgo’nun iki oğlu ise yaşıtlarıyla dışarıda kalmayı tercih ettiler ama Yorgo çöke kalka, top gibi zıplaya zıplaya, omuzlarını titreterek ve ellerini çevire çevire oynarken dışarıdan bakarak çok güldüler.

Yorgo bizim gibi bir insan, gruptaki Karadenizliler onun hemşerileri olduğundan çok eminler, arkadaşlıkları eski. Ama benim Yorgo’ya “bizden” demem için, birlikte Selanik’e döndüğümüz ve kendisinin de tanıdığı Selanikli arkadaşımız ile sevgilisi  minibüsten indikten sonra “bunlar birlikte yaşıyor?” diye sorması, yeterli oldu. Yorgo kesin bizden!!! Birbirini bu kadar merak eden ve birbirleriyle ilgili insanlar her toprakta yeşermiyor.  İnsanların birbiri ile ilgilenmeleri beni çok heyecanlandırır. Horonevi’nde daha fazlası var: Ne kadar zamandır tanıştıklarını bilmiyorum, ne sıklıkla görüşebildiklerini de bilmiyorum ama Aclan Hocanın, Onur’un, Sare’nin, İhsan’ın, Kadriye’nin, Leyla’nın o köyde yaşayan arkadaşlarının anne babaları ile ilgilenmeleri, hemen oracıkta, Türkiye’den ve Selanik’ten saatler süren seyahatten sonra eğlenceyi bırakıp onları ziyarete gitmeleri ayrı bir dostluk köprüsünün işareti. İyi ki gitmişler, Yorgo’nun yataktaki babasını bile ayaklandırıp kahveye eğlenceye getirdiler.

Dönüş için vedalaşmaya başladığımızda Aclan Hoca elinde bir sandık içi reçel dolu kavanozla geldi. Herkese bir kavanoz ve  tabii ki Yunus’un özel hediyesi, benimki mürdüm eriği. Yedik içtik, yetmedi yüklendik.

21 Kasım: Yaş ortalaması 25….

İkinci gece, 21 Kasım Cumartesi ise birinci gece ile yaş grubu açısından tam bir tezat. İlk gece yaş ortalaması 75 iken ikinci gece 25 desem yanlış olmaz herhalde. Yani gençlerin horon gecesine gittik. Gece saat 11:30’da iki özel kostümlü gösteri ile başladı sonra ise kemençe ve horon. Gençlerin enerjisi bize geçti. Hiç oturmadan 4 saat horon oynadık. “Her okuduğunuza inanmayın!” sözüne inanırım ama bir yerde “horonu bedeninle oynarsan yorulursun ama ruhunla oynarsan yorulmazsın” diye okumuştum, buna inandım. Bu inanç mıdır, yoksa kemençenin sesi midir, yoksa oyunun artan ritmi midir bilmem horon oynarken benim ruhum coşuyor, endişelerim geçiyor… Sanki sulak bir yerde tanrıya yakınım.  

Yaş ortalamasının 25 olduğu eğlencede, türkü söyleyen sanatçılardan biri Aclan   Hocayı  (onların tabiriyle “Aslan”) tanıdı ve ekibi horon oynamak üzere sahneye davet etti. Yunus yok (ah Yunus ah).  Aslan Hoca kemençeciye, duyduğum kadarıyla, “Tonya çal” dedi. Kemençeci bizi denemek için midir nedir 4. vitesten başladı ve hızlandı, otomatik vitesli araba olsan bu kadar seri akselerasyon mümkün değil. Neyse ekip yakaladı. Aclan Hocanın dediği gibi  “kemençenin üzerine gitmem lazım” fakat ne mümkün. Tabii giden gitmiş, Aclan Hoca her figürün arasına 4-5 figür daha eklediği için yerimize oturunca etrafını horoncular sardı. Sonra anladım ki bu bir Horonevi klasiği: Aclan Hoca oynar, yerine oturunca millet başına üşüşür.

Orada o gençlerle horon oynarken şunları hissettim: Horondaki insanlarla benzer duyguları paylaşıyorsun, diğerleri ile paylaşamadığın sırları ve coşkuyu paylaşıyorsun sanki. “Biz”, horondakiler oluyor. Dilin, milliyetin, cinsiyetin, yaşın önemi kalmıyor, “ötekiler” artık birlikte oynamayanlar o halkanın dışındakiler oluyor.  Bu da sevgi ağını örüyor. En azından Horonevi’nin halkalarında öyle.

22 Kasım: Nihayet Yaşıtlarımızla…

Minibüsümüze değinmeden geçemeyeceğim. Bir iki seyahatlerine şahit olduğum ve katıldığım Horonevi mensupları için otobüs bir ulaşım aracı olmaktan çok içinde horon oynanabilecek bir yer olması anlamına da geliyor. Aclan Hoca minibüsle gideceğiz deyince benim içime bir sıkıntı düştü. Acaba minibüs yolda horon oynanamayacak kadar alçak olabilir miydi? Öyle çıkmadı ve minibüse binerken herkesin benim gibi ferahladığını gördüm. Nitekim çok işimize yaradı, Selanik otobanlarında kaybolduğumuzda öndekilerden gelen “konum at” sözleri arasında biz arkada horon ettik.

image

Dönüşte, 22 Kasım Pazar günü uğradığımız son köy Şebinkarahisarlıların göçtüğü köy. Köydeki lokalde yine bizi birçok horoncu karşılıyor. Bu kez yaşıtlarımızla biraradayız. İki saat uykunun üzerine üç saat horon. Lokal, Karadenizli insan fotoğrafları ve duvar resimleri ile dolu. Stelyo, büyükanne ve büyükbabasının oynadığı horonları oynuyor ve öğretiyor. Biz de katılıyoruz ve birlikte oynuyoruz. Ağustos seyahatinde de Gümülcüne yakınındaki bu köye gitmiştik. Şebinkarahisar’a gitmek şöyle dursun nerede olduğunu bile bilmem ama Şebinkarahisar’dan 1920’lerde oraya göçmüş insanlarla ikinci kez biraraya geliyorum. Bitirirken şunu da itiraf edeyim: Sinop’un doğusuna da hiç gitmedim. Kısmetse oralara bu yaz Horonevi ve Horonevi’nin Selanikli horoncu ve kemençe sanatçısı dostları ile gitmek var.

Yeni seyahatlerde, Horonevi’nin horon halkasında buluşmak üzere.

Nihal Nurhan Yentürk

Horonevi