Selanik Güncesi -4-

Selanik güncesi 4. gün
Gülnur Tuzcuoğlu tarafından Horon Evi’de (Dosyalar) · Belgeyi Düzenle · Sil
SELANİK GÜNCESİ
4.Gün
Bizans müzesi kahvaltıdan sonraki ilk planımızdı. En gençler hariç (onlar yine geç saatlere kadar gece aramaları nedeniyle geç yattıkları için) takım tamam sayılırdı. Minibüsle Bizans Müzesine gittik. Müze dış görünüş itibari ile modern bir yapı. Binanın mimari yapısı son derece kombine modern malzemelerle üretilmiş. Yüksek kalite inşaatı ile karakterize, yunan mimari mirasının öğeleri bir araya getirilmiştir. 1994 yılında resmi açılışı yapılmıştır. 2000 yılında Kültür Bakanlığı bu eseri; tarihsel anıt eser ve sanat eseri ilan etti. 2005’te Avrupa konseyi Müze ödülü almıştır.
2900 eser kronolojik olarak izleyiciye sunulmuştur. Eserler hikâyeleri duvara asılı şekilde ve önlerine stantlar koyulmak sureti ile sergilenmektedir. Bu anlatım şekli çok farklı. Camekânlar içinde görmeye alıştığımız eserler, bir soluk ötede öylece duruveriyor. Bizans kültür ve sanatı dönemsel bölümler halinde sunulmuş izleyiciye. Geç Antik Dönem (3.-4.yy), Constantinople (1453)ve 19. yy’a kadar. Freskler, mozaikler, simgeler, mermer mimari öğeleri, dini ve sosyal yaşama ait araç gereçler, kişisel süs nesneleri, Bizans hayatında günlük kullanıma ait objeler, anforalar farklı anlatımla izleyici ile buluşmakta.
Küçük ama etkili anlatımı olan müzede kafalarda oluşan birçok soru oldu. O gün merak edilen sıralama kabaca şöyle.
Antik Yunan, Batı roma, Doğu Roma (Bizans), Osmanlı. Kabaca; Batı Roma; yönetim, mimari ve sosyal yaşam alanlarında Antik Yunandan ilham almıştır. Batı roma Germen istilası nedeni ile yok olunca Roma imparatorluğunun başkenti İstanbul’a taşınmış ve doğu roma İmparatorluğu kurulmuştur. Bizans imparatorluğu’da denebilir. Ve malumunuz 1453 Osmanlı. Müzedeki açıklamada; Osmanlı istilasından sonra yüzlerce yy. gerileme olduğu yazmakta idi.
Müzenin kafesinde oturup kahvelerimizi yudumlarken, modern mimari ile örtüşen, hafif caz tınıları ile ortamın keyifli atmosferini soluduk. Minibüsle tekrar otele döndük.
Halkidiki plajına gittik. Rahat edeceğimiz bir kafeteryada konuşlandık. Deniz gerçekten çok güzeldi. Sağ taraftaki buruna doğru yüzerken buldum kendimi. Tabii suda zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. Oldukça sığ olan denizde martıların ve suyun sesini dinleyerek, balıkların peşinden gidince sanırım herkesi telaşlandırmayı başarmışım. Ama gerçekten zamanı anlamamıştım. Sessizlik ve kendinle olma duygusu alıp götürmüş beni burunun en ucuna. Kıyıya döndüğümde kimsenin telaşını anlamlandıramamıştım. Bana sadece yarım saat gibi gelmişti zaman. Kağıt oyunları, hoş sohbetler ardı ardına, güneşi tam batırmadan akşam yemek yiyeceğimiz restorana gitmek üzere plajdan ayrıldık.
Otelde hazırlanıp yürüme mesafesinde bir önceki gün keşfettiğimiz ΟΥΖΟΥ ΜΕΛΑΘΡΟΝ Tavernasına gittik. Kalabalık olduğumuz için masa bulma konusunda biraz zorluk çeksek de Sare’nin ısrarlı girişimleri sayesinde iki ayrı masaya oturduk. Yunanların yemek servislerini bu kadar hızlı yapmalırının sebebi nedir diye düşünüp durdum. Bir meze bitmeden diğerleri akın halinde gelip durdu. Her şey yine çok lezzetli ve taze idi. Midyenin, ahtapotun her çeşidi mevcuttu. Rakı bardakları küçük geliyor. Aynı marka uzoyla masamızı şenlendirdik. Orada da kişi başı aşağı yukarı 40 tl._ kadar ödedik.
Ne diyelim; herkes çocuklar gibi şendi. Peki, horon bitecek miydi? Tabi ki bir gurup otele dönerken bir kısmımız da o geniş güzel caddede Onur’un kemençesine adımlarımızla eşlik etmek üzere gittik.
Artık son gecenin de sonuna gelmiştik. Sabah Aclan Hocanın kalkış ve hareket saatini 7.30 olarak vermesi ile otele dönüş yaptık.
O gece çok güzel uyudum. Öylesine derin uyumuşum ki yaklaşık 4 saat yetmiş bana. Ne yediğimiz yemek, ne de içtiğimiz uzo herhangi bir rahatsızlık vermedi. Sabah 5’te gözlerimi açtım.
Herkes ilk defa tam saat 7.30 da otelin kahvaltı salonunda buluştu. Minibüse yerleştik…
Renklerle dolu bir tatil son buldu.
16.08.2011’Selanik