Selanik Güncesi -1-

Gülnur Tuzcuoğlu
SELANİK GÜNCESİ
1.Gün
Yoğun iş günlerinin arasında, elbette düşüncelerimde oluşturmaya çalıştığım tatil idi Selanik gezisi. Karşılaştıklarımsa hayallerimin çok ötesinde yerlere götürdü beni.
Halk kültürünün bitmez bir derya olduğunu bilirdim de, insanları bu denli el ele, omuz omuza getirdiğini tahayyül edemezdim. Yaşamım boyu Karadenizli olmayı hep sevdim. Sevdim de bunun hakkını ne kadar verdim?… İşte bu sorunun yanıtını da Selanik’te buldum.
Horon oynamanın, çember olmanın; insana insanı göstermenin, ben de senin gibiyim demenin bir yolu olduğunu yeni öğrendim. Müzikle ve ritimle çoğalmak, yan yana olmak. Gerçekten büyülü anlar yaşatıyor insana…
Sabah 5 sularında Kozyatağı sebze halinin yakınında toplandık. 17 kişi yola koyulduk. İstikamet Kapadokya değil Selanik’ti.
Araç geç geldiği ve acıktığımız için kahvaltımızı da orada yapmıştık. İlk molamızı; lastik değiştirme nedeniyle, henüz Türkiye de iken verdik. Bu arada sanırım tatil boyunca son demleme çayımızı da burada içtik ve tekrar yol…
Sınır kapısına vardığımızda işlemler kolaylıkla halledildi. İşte herkesin rengi burada belli oldu. Yeşiller, kırmızılar… Yol gittikçe güzelleşti. Etrafıma baktığımda; bitki örtüsünün benzerliği, ülkemdeki ile aynılığı; yaşayacaklarıma haberci gibiydi.
Evet, uzun ince bir yolda, müziği, horonu seven, bazıları da çaylaklığın heyecanı ile dolu 17 insan bir araya gelince ve tabii ki mikrofon da olunca, eğlence kaçınılmaz olur. Aclan Hoca’mın önderliğinde başlayan “minibüste sahne hayatı” renklerle dolu oldu. Sare ve Selma’nın bol kahkahalı konserleri, Gülgün’ün güzel sesini bizimle nadiren paylaşması, Ege’nin bütün bu ses yoğunluğunun ve eğlencenin içinde ipodundan ayrılamaması ve keyifli sataşmalar…..
Yol bitmez ancak Kavala’ya geldik. Eh açlık da haylice olunca, şoförümüz Beytullah’ın önerisi ile Todori’nin balık restoranına vasıl olduk. Büyükçe bir restoran. Oldukça kalabalık… İçeride hazırlanan masaya oturduk. Servis çok hızlı. Türkçe biliyorlar. Çeşit çeşit mezeler çok leziz. Türk mutfağı ile benzerlikleri oldukça fazla. Yalnızca sunumlarında farklılıklar var. Cacıki aslında bizim anladığımız anlamda cacık değil. Oldukça kıvamlı bir yoğurt ve küçük doğranmış salatalıkla süslenmiş. Patlıcan közleme de oldukça farklı. Bütün halde közlenen patlıcan büyük oranda kabukları soyulmadan, küçük doğranmış domates, kekik ve peynirle bütün halde servis ediliyor. Kalamar da bütün halde kızartılarak sunuldu. Günün en özel yemeği midyeli pilavdı. İç pilav gibi hazırlanan yemekte midye bolca ve kabuklu servis edildi. Genel görünüşü de çok şık bir yemekti. İçeceklere gelince; alkol oranı oldukça düşük bira ve reçine şarabı içtik. Mythos içimi kolay bir bira. Reçine şarabı da küçük şişeler de servis edildi. Sek şaraplara göre oldukça tatlı bir içki idi.
Tok ve mutlu bir şekilde Kavala yürüyüşü; küçük limanı, balıkçıları ile güzel bir kent. Sahili İzmir Karşıyaka’yı anımsatıyor. 1912 ye kadar Osmanlı şehri olarak kalmış. 1. Balkan savaşında Bulgarların, 2.Balkan savaşında da Yunanlıların eline geçmiş. Panagia tepesindeki tarihi Bizans kalesini, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın doğduğu, şimdi müze olarak kullanılan evi görmesek de, yediğimiz leziz yemeğin üzerine sahilde yaptığımız güzel yürüyüş sayesinde kenti deniz kenarından görmek güzeldi.
Otele yerleşmek üzere tekrar yola koyulduk. Hotel Ilısıa Egnatia caddesinde küçük bir otel. Eski yüksek tavanlı, bakımlı sayılabilecek bir bina. Merdivenlerdeki çini taşlar çok güzel korunmuş. Odalarında iklimlendirme cihazları mevcut. Banyoları küçük ama her açıdan tertemiz, güzler yüzlü personeli olan bir otel. Kahvaltıları bizim kahvaltı anlayışımızdan farklı olsa da bir çeşit peynir, jambon, salam, şeftali hoşafı, mısır gevreği ve sütten ibaretti. Sallama çay ve kahve de vardı.
İlk günler caddeler; insandan arınmış, trafiği yok denecek kadar az durumda idi. Bu durumun köylerde yapılan Meryem ana festivalleri (ΤΟ ΠΑΝΗΑΓΥΡΙ ΤΗΣ ΠΑΝΑΓΙΑΣ, panaya panayırı) ile ilgili olduğunu öğrendik. Onlar şehirlerini biz rahat gezelim diye bize bırakmışlardı sanırım. Biraz dinlendikten sonra asıl amacımıza varmak üzere ΚΑΤΕΡΙΝΗ (Katerini) şehrine doğru tekrar yola koyulduk. Bu gezi de rehberliğimizi Onur yaptı. Nereye gidersek gidelim arkadaşlarının sıcak ilgisi çok hoştu. Sadece rehberlik değil yol boyu keyifle çaldığı kemençeyi dinlemekte çok güzeldi.
Burada sevgili Yorgo Kuyumcidis ‘de gezimize eşlik etmeye başladı. Çok renkli ve sıcak bir kişiliğe sahip. Sanki yıllardır Yorgo’yu tanıyormuş hissi var içimde. Yorgo’dan bu bölgede pamuk, mısır, buğday yetiştirildiğini ve hayvancılıkla uğraşıldığı bilgisini alıyoruz. Sanki Anadolu gezisine çıkmış gibiyiz.
Yeni Trabzon (ΝΕΑ ΤΡΑΠΕΖΟΥΝΤΑ) köyü; bahçe içinde güzel evlerden oluşan şirin bir yerleşim yeri. Şenlik meydanı; onlarca büyük masaların yan yana sıralandığı, büyük bir sahne ve dans alanından ibaretti. Trabzon şehrinin eski resimleri büyük afişler haline getirilmiş. Her yaş gurubundan insan inanılmaz bir birliktelik içinde sohbet ediyor, yemek yiyor, içki içiyordu. Mangallar yakılmış, yiyecek tezgâhları kurulmuş. Aksayan hiçbir şey yok. Mutsuz olan hiç bir yüze rastlanmıyor. Sevgili Onur’un ve Yorgo’nun arkadaşlarının sıcak karşılaması içinde buluyoruz kendimizi. Sürekli yanımıza gelen insanların candan teması, konuk severliği çok etkili. Her şey buraya kadar normal. Bundan sonra kafamdaki açılar tersine dönüyor. Bir iki gencin önderliğinde başlayan horon çemberi gittikçe büyüyor… Büyüyor…
Savaşlar iyi şeyler yaşatmıyor insanoğluna. Bana göre savaş, insanın aklıyla insana ve doğaya yaptığı en büyük zulüm. Öyle ya da böyle hafızalarda bıraktığı derin yara nesilden nesile taşınıyor. Şu ana kadar öğrendiklerime, okuduklarıma diğer açıdan direk bakma imkânı oldu bu panayır bana.
Bir panayır savaşı anımsatır mı? Bütün ayrıştırmaları yapınca, yani karşılıklı uygulanan eziyet, ihanet, aldatma, sürgün etme, öldürme, siyaset, din ve ideolojilerden arındığında geriye insan ve acısı kalıyor. Yıllar sonraya çocuklara ve torunlara da bu hasreti yaşamak.
Toplumsal hafızanın, yerel kültürün bu denli canlı ve sıcak tutulması, özlemle yaşatılması insanda saygı uyandırıyor. Kimliklerini sevişleri ve sahip çıkmaları, çok çarpıcı. Müziğin, dansın birleştirici ve onarıcı etkisi de burada kendini gösteriyor.
Horon; nasıl bir trans halidir, anlamaya çalışırken, yolda sevgili arkadaşların ve Aclan Hocamın öğrettiği adımlarla kendimi o çemberin içinde buldum. Yan yana, el ele başladığımız adımlarda, bir anda başkaları ile aynı ritimde buluşuyorsunuz. Derken çember büyüyor. Yüzlerce insan aynı anda, öylece horona duruyor.
Evrensel olan hiçbir şey yerelden bağımsız olamaz. Sanat ve kültür de her toplumda kendi topraklarından çıkar ve evrensel boyuta taşınır. İşte kalıcılık ve ölümsüzlük de böylece tezahür eder.
Etrafıma baktığımda her yaş gurubundan insanın beraber keyifle dans ettiğini görmek gerçekten çok etkileyici. Yanımıza gelen Pontus cemiyetinin yöneticileri, yaş almış hanımlar, beyler sıcacık sarmaladılar bizi. Çocuklar küçük yaşlarından itibaren bu bilinçle yetiştirilmiş çok belli. Sarı siyah renkli tişörtler giymiş gençler hep horon oynadılar. Bizim beyaz horonevi bluzlarımızın duruşu da çok güzeldi. Söylemeden geçemeyeceğim.
Modern sanat en basit ifadesiyle; biçimin en sade haliyle anlatımıdır. İste bu gece de yaşadığım tam da buydu. Tarihin ve hayatın en duru hali.
Sabah kadar devam edecek bu panayırda bulunmak istesek de yol yorgunluğu, uykusuzluk yüzünden gece yarısından sonra 2 sularında panayırdan ayrıldık.
Panayır deyip geçmemeliymiş.
13.08.2011’Selanik
Beğen · · Gönderiyi Takip Etmeyi Bırak · 19 Ağustos 2011, 21:44
Neşe Müniroğlu, Chapulchu Tolga Fatih Genç, Hamdiye Sema Akın ve 6 diğer kişi bunu beğendi.

Neşe Müniroğlu Sevgili Gülnur, aramızda olman bizim için mutluluk, iyi ki varsın. Yazını ben de keyifle okudum, izlenim ve yorumların çok etkileyici ve harika, yüreğine ellerine sağlık. Horonun ve bu kültürün hayatımıza ne renkler, ne değerler, ne heyecanlar, ne güzellikler kattığını yaşayarak öğrenen ve görenlerdeniz, ne mutlu bize :)) Teşekkürler
19 Ağustos 2011, 22:42 · Beğen · 1

Γιώργος Κουγιουμτζίδης Çok güzel yazmısınız Gülnur hanım . Teşekkürler . Selamlar SELANIK den.
19 Ağustos 2011, 22:52 · Beğen · 1

Gülnur Tuzcuoğlu teşekkürler yorgo. gezi katkılarınla keyifli hale geldi. asıl ben teşekkür ederim.
19 Ağustos 2011, 22:54 · Beğen · 2

Gülnur Tuzcuoğlu symrna dan da sana eşine ve çocuklarına sevgiler
19 Ağustos 2011, 22:54 · Beğen

TC Perihan Çoker gulnur harıkasın, sayende sızlerle gıtmıs gıbı hıssettım..yuregıne kalemıne saglık.. Tesekkurler..
19 Ağustos 2011, 23:04, mobil ile · Beğen · 1

Γιώργος Κουγιουμτζίδης Tuncay evet var .
19 Ağustos 2011, 23:15 · Beğenmekten Vazgeç · 4

Gülnur Tuzcuoğlu hahahahaha gerçekten mi
19 Ağustos 2011, 23:16 · Beğen

Gülnur Tuzcuoğlu
19 Ağustos 2011, 23:18 · Beğen

Kadriye Yücel Gülnurcum bir solukta okudum ve Tuncay’ında dediği gibi adeta yeniden yaşadım.Devamını sabırsızlıkla bekliyorum
19 Ağustos 2011, 23:33 · Beğen

Gülnur Tuzcuoğlu teşekkürler. beğendiğine mutlu oldum.
19 Ağustos 2011, 23:34 · Beğenmekten Vazgeç · 1

Aclan Sezer Genç Selam Gülnur. Tüm geziler için düşündüğüm, Borçka gezisinde hayata geçirmek için başladığım, zaman azlığı nedeniyle gerçekleştiremediğim günceyi, akıl edip, emek verip hayata geçirdiğin için çok ama ,çok teşekkür ederim. Kalemine ,yüreğine ve düşüncelerine sağlık.
19 Ağustos 2011, 23:35 · Beğen · 2

Gülnur Tuzcuoğlu bu anları sabitlemek lazım hafızalarda. beğendiğinize sevindim. tekrar söylüyorum çok özel bir gezi oldu. ömrüm olduğu sürece anacağım
19 Ağustos 2011, 23:38 · Beğenmekten Vazgeç · 2

Kadriye Yücel Günlüğün sayesinde anılarımız hepimiz için ölümsüzleşecek.Artık biz nereye sen oraya sevgili kuzenim
19 Ağustos 2011, 23:50 · Beğen · 2

TC Banu Banu Okuyunca sanki ordaymışım gibi geldi kaleminize,emeğinize sağlık
19 Ağustos 2011, 23:52 · Beğen · 1

Özer Genç Harika. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Bir konuya bakarken arkasında yaşanan tarihi, duyguları, insan hayatının çelişkilerini görebilmek. Çok güzel başarmışsınız.
20 Ağustos 2011, 08:23 · Beğen · 1

Gülnur Tuzcuoğlu Bu sanırım teknik bir mesele. Yani üç boyut eğitimi aldım ben. hep hocalarımız derdi ki çalıştırırken; karşınızdakinin önü, arkası, sağı, ve solu var. Hayal ederken iskeleti de düşünün. Yani bütünü oluşturan, ayakta tutan iskeleti. ben de buna alıştım sanırım. güzel yorumlarınız için teşekkürler. çook az olduğumuz bu günlerde duygularımı paylaşan birileri ile birlikte olmak iyi geliyor.
20 Ağustos 2011, 08:46 · Beğen · 1

Gülnur Tuzcuoğlu Aclan hocam çok sevindim. gördüğüm nadir paylaşımcı öğretmenlerdensiniz. hep söylerim en zoru bilgiyi paylaşmaktır. ama siz bunu keyifle yapıyorsunuz. paylaştıkça da böyle çoğalıyorsunuz. ben sadece duygularımıza aracı oldum. imza orada bu ortama katkı sağlayan herkesin. sevgiyle…
20 Ağustos 2011, 08:51 · Beğenmekten Vazgeç · 2

Özer Genç Evet matematik felsefeden doğmuş ve hayatın bilimsel soyutlanmasıdır. Üç boyut eğitimi önemli elbette. Bildiğiniz gibi 10, 11 boyutu tartışıyor bilim insanları günümüzde. Siz insan ve toplum
20 Ağustos 2011, 08:58 · Beğen · 1

Özer Genç Yarım kaldı Siz insan ve toplum sözkonusu olduğunda görmesi zor olan boyutları da görüyorsunuz. Tekrar tebrikler.
20 Ağustos 2011, 09:02 · Beğen

Gülnur Tuzcuoğlu özer bey teşekkür ederim düşüncelerinizi paylaştığınız için.
20 Ağustos 2011, 09:05 · Beğen

Özer Genç Rica ederim.
20 Ağustos 2011, 09:12 · Beğen

Hamdiye Sema Akın Ne güzel anlatmışsınız yaşadıklarınızı. Merak ve ilgiyle okudum. Emeğinize sağlık..
20 Ağustos 2011, 09:53, mobil ile · Beğen

Gülnur Tuzcuoğlu Burada yazmayı atlamışım Gülgün ufak bir kaza geçirdi. uzun süre buz tedavisi yaptık. ablacığıma nazar mı değdi göklerden ne.neyse ki ertesi güne bir şeyi kalmadı.
20 Ağustos 2011, 11:42 · Beğen · 1

Ihsan Yucel Buz tedavisi bahane, Horon herseyin ilaci…
20 Ağustos 2011, 12:09 · Beğen · 1

Gülnur Tuzcuoğlu
20 Ağustos 2011, 12:09 · Beğen

Capulcuannesi Capulcu Hulya Tuzcuoğlu Gulnur Muhtesem duyarlı ,tarihi bu kadar yorumlaman herkesin bildigi ama algilamaktan nedense kaçındığı filler tepisirken ezilen Çimen oldugumuzu ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi kalemine ruhuna saglık kuzencimmm..)))
20 Ağustos 2011, 12:41 · Beğenmekten Vazgeç · 4

Müjde Yılman Çok güzel bir yazı Gülnur Hanım, diğer arkadaşlar gibi, adeta yaşadım.. Türkçe’nizin duruluğu ve akıcılığı da ayrıca etkileyici, bu zamanlarda az bulunuyor; çok teşekkürler, sevgiler
20 Ağustos 2011, 18:23 · Beğenmekten Vazgeç · 2

Gülnur Tuzcuoğlu teşekkürler.
20 Ağustos 2011, 18:26 · Beğen

Sare Altuntaş Gülnurcuğum yeni okuyabildim günlüğünü. Hep yapmak isteriz de hiç zaman ayırmayız gezi günlüğü yazmaya. çok çok güzel olmuş,zaman ayırdığın,emek verdiğin ve bizlerle paylaştığın için çok teşekkür ediyorum. Ayrıca seni tanıdığım için çok mutluyum.
21 Ağustos 2011, 01:27 · Beğen

Gülnur Tuzcuoğlu ben de sare. teşekkür ederim.
21 Ağustos 2011, 01:28 · Beğen

Gülnur Tuzcuoğlu diğerlerini de oku sare zamanın varsa. eleştirileri bekliyorum
21 Ağustos 2011, 01:34 · Beğen

Sare Altuntaş 2. günlüğü de okudum. ne diyeyim, yine çok beğendim. ayrıntılı ama karmaşık değil, bakıp geçmemişsin, yaşamışsın, resmini çizmişsin.1. gece de benim elinde oynadığım teyzenin ailesinin göç sırasında 7 yaşındakş amcasının annesinin elinden çıkıp kaybolması ve yıllar sonra babasının 3 yıl Türkiye’ de kardeşini araması ve bulması öyküsü çok ilginçti.
21 Ağustos 2011, 01:52 · Beğen

Gülnur Tuzcuoğlu aaa onu bilmiyordum ama. onu da sen altına ekle lütfen
21 Ağustos 2011, 01:54 · Beğen

Gülnur Tuzcuoğlu aaa hatırladım. pardon
21 Ağustos 2011, 01:56 · Beğen

Sare Altuntaş kaybolan Rum çocuğu bir Türk aile buluyor, okutuyor yetiştiriyor. Kadıköy’de yaşıyor, Göçen kardeş yıllar sonra onu Kadıköy’de buluyor.
21 Ağustos 2011, 01:56 · Beğen

Gülnur Tuzcuoğlu not almamışım. tüh
21 Ağustos 2011, 01:56 · Beğen

Gülnur Tuzcuoğlu
21 Ağustos 2011, 01:56 · Beğen

Sare Altuntaş benim tanıştığım bayan halen İstanbul’a kuzenlerini görmeye geliyor, onlarda Selanik!e gidiyormuş,
21 Ağustos 2011, 02:00 · Beğen · 1

Gülnur Tuzcuoğlu parça parça hayatlar
21 Ağustos 2011, 02:01 · Beğen

Sare Altuntaş evet, hüzünlü
21 Ağustos 2011, 02:02 · Beğen

Yusuf Ziya Sekban Biraz geç oldu kusura bakmayın ne olur.Gülnur kardeşimiz bize yazacak hiçbir şey bırakmamış.İyide olmuş bırakmadığı.Bu kadar akıcı ve yalın bir ifade tarzı herkesin harcı değil sanırım.Ellerine sağlık kardeşim.Tekrar başka bir organizasyonda buluşabilmek dileğiyle sağol varol.
22 Ağustos 2011, 10:49 · Beğen · 1

İhsan Erkın Özkan Yazma kabiliyeti sınırsız ve süresiz konuşma kabiliyeti yanında solda sıfır kalır…..
23 Ağustos 2011, 00:04 · Beğen

Gülnur Tuzcuoğlu canım erkınım ben de seni severm. ama beraber günlerimizvar daha şansını zorlama istersen.
23 Ağustos 2011, 00:08 · Beğen · 1

Gülnur Tuzcuoğlu haksız mıyım kadriye denizin ortasında 7 gün. kaçmak istese kaçamaz,
23 Ağustos 2011, 00:09 · Beğen

Kadriye Yücel yani , en fazla birkaç saat balık avlamaya gider :))
23 Ağustos 2011, 00:12 · Beğen · 1

Bookmark and Share


  • 101. Pembe Horon Gecesi 13.04.17
    101. Pembe Horon Gecesi 13.04.17