Karadeniz kültürü ve horonla bu sene Aclan Hoca ve Horonevi sayesinde tanıştım. Yunanistan’a ise 20 yıldır gelir giderim, yani kendimi Yunanistan konusunda bilgili, görgülü zannederdim. Meğerse ne büyük bir yanılgı içindeymişim. Yunanistan’da Pontos kültürünün bu kadar derinliği olduğunu, insanların bu konuda Karadenizli kültürdaşlarını aratmayacak kadar coşkulu, sıcak, tutkulu olduğunu, sizi tanıdıkları anda sıcacık sarıp sarmaladıklarını birebir yaşama fırsatı buldum/bulduk. Her şenlikte tanıtıldık, insanların şaşkınlık, hayranlık ve mutluluk dolu bakışlarıyla, sohbetleriyle karşılaştık. Öte yandan, sabahlara kadar coşkulu, ama ölçülü, tutkulu ama dingin eğlencelere hem şahit olduk hem de sonuna kadar katıldık. Büyüleyiciydi…

Grubumuzun bir diğer şansı, enerjisi, gülümsemesi, kemençesi ve repertuarı hiç bitmeyen Yunus Emre Kurt, neşesi, gözlemleri, tulumu ve türküleri her daim bizimle Filiz İlkay Balta, on parmağında on marifet, üstüne üstlük Yunanca bilgisiyle çok kez bizleri kutaran Onur Eryılmaz’ın da bizlerle olmasıydı.
Bu gezide gecem gündüzüm birbirine karıştı. Gece sabahlara kadar, sevgili Leyla’nın deyimiyle, horon edip, sabaha karşı yattık, uyuduk, akşamüstü yemek yedik. Yemeklerde herkes herkesle sohbet etti, bambaşka konuları paylaştık ve kaynaştık.
Gezinin ana kelimeleri (sıranın hiç bir önemi yok): horon, serenitza, samson, koçari, dipat, kemençe, Yunus, Makoulis, Filiz, tulum, Kourtidis, ouzo, tsipuro, sardalya, Barbayani, kalamar, peynirli patlıcan, Yorgo, Anna, Pelagia, Anastasia, Beytullah, kahvaltı(hiç zamanında yetişemediğimiz için), Aristoteles Meydanı, deniz, “Ne içiyoruz?”, “Program yok, program biziz”, “Oturmaya mı geldik?” “Otobüs mü durdu, haydi horona!”:)))

Bu geziye katılmış olmaktan, grubumuzdaki herkesle tanışmış olmaktan, bu kadar içten yaşanan bir ortamın parçası olmaktan dolayı çok çok mutluyum. Aclan Hoca’m sağolun…